MİKROBİYOTA VE SAĞLIĞIMIZA ETKİLERİ – 1

27 şubat 2019 tarihinde Medikal Akademi dergisi için hazırlamış olduğum makalemden bir parça, iyi okumalar …

Bağırsak, insan vücudunun en büyük sindirim organı, bağışıklık ve endokrin organıdır ve ayrıca beyinden nispeten bağımsız olan bir sinir sistemine (enterik sinir sistemi (ENS)) sahiptir. (2) Gastrointestinal(Gİ) mikrobiyota ise insan sağlığı üzerinde önemli bir rol oynar ve gastrointestinal bölgenin mikrobiyal yapısını faydalı hale getirerek böylece sağlığı geliştirme, hastalıkları önleme ve tedavi etme açısından fayda sağlarlar.

 Mikrobiyotayı ayarlamak için uygulanacak en uygun diyet stratejileri ise, bağırsak bakterileri tarafından metabolize edilerek kullanılması için diyet lifi yani prebiyotik sağlamaktır. İnsan sindirim sistemi birçok bitki polisakkariti ve kompleks karbonhidratı sindirememektedir. Bunun yerine, bakteriler karbonhidratları parçalayarak asetat, propionat ve bütiratgibi kısa zincirli yağ asitlerine çevirmektedir.(1)

Sindirim sisteminde 1 kg’dan fazla mikroorganizma bulunur; bunlar insan vücudundaki en önemli mikroorganizmalar olarak kabul edilir ve topluca bağırsak veya gut mikrobiota olarak adlandırılır. Burada kodlanan genler 5 milyonu aşmaktadır.

Mikrobiyotada ki değişikliğin nöral fonksiyonları, duygu durumunu, bilişsel fonksiyonları etkilediği hayvan deneyleri ile de kanıtlanmıştır. (2)

Doğum sonrası hızlıca intestinalmikrobiyatanın oluşması, birçok immün ve metobolik sistemin oluşması ile bütünleyici sağlığı ve iyilik halini oluşturur. Son yıllarda ki çalışmalar, gut mikrobiyotanınhipotalamik-pitüiter-adrenal aks’ ın aktivitesini yönettiğini göstermektedir. (3)

  • Bağırsak(gut) ve bağırsak mikrobiyotasının(gut mikrobiata) kombinasyonuna‘bağırsak beyni’ denmekte ve aktivitesi beyinden kısmen bağımsızdır. Bağırsak mikrobiyota; sadece bağırsak beyninin yapısını ve işlevini düzenlemez, aynı zamanda beyni ve davranışı da etkiler.
  • Beyin ve GİS sistemi arasında iki yönlü bir ilişki bulunmaktadır; beyin, gastrointestinal (Gİ) kanalın motor, duyusal ve salgılayıcı yönlerini etkileyebilir ve buna bağlı olarak, bağırsaktan verilen mesajlar beyin fonksiyonunu etkileyebilir.

–Shan Liang,1 Xiaoli Wu,1,2 and Feng Jin1, Gut-Brain Psychology: Rethinking Psychology From the Microbiota–Gut–Brain Axis, Published online 2018 Sep 11

Modernleşme ile Süperorganizmada Görülen Değişimler;

İnsanlık, diyet, yaşam tarzı ve sağlık hizmetlerinde büyük farklılıklar izleyen endüstriyel devrimden bu yana önemli ölçüde değişmiştir. İnsanoğlunun genleri çok değişmese de, süperorganizma mikrobiyosunun önemli bileşenleri muazzam bir değişim geçirmiştir. Örneğin; bakterilerin metabolize ettiği lif miktarı azalmıştır. Ancak hayvansal protein ve yağ miktarı oldukça artmıştır. Modernleşme mikrobiyotayı diyet, yaşam tarzı, ulaştığı tıbbi tedaviler ve ilaçlar açısından da oldukça değiştirdi.

Diyetin Uğradığı Değişimler;

Diyet, bağırsak mikrobiyotasını şekillendirmektedir ve farklı gıdalar alarak farklı mikroorganizmaların çoğalmasını sağlayabilmekteyiz. Kısa dönemli diyet değişimleri de mikrobiyata üzerinde değişikliğe yol açmaktadır. İnsan beslenmesi;   uyguladığı diyetin yapısı, içeriği, beslenme alışkanlıkları ve yiyecek hazırlama, pişirme, işleme durumları da dahil olarak, modernizasyonun ardından büyük değişiklikler yaşadı ve bu değişiklikler bağırsak mikrobiyotasını önemli ölçüde azaltmıştır.

 Diyet yapısı açısından, rafine edilmiş karbonhidratlar toplam gıda alımını yönetmektedir; Et, yağ, şeker ve tuz alımı hızla artarken, buna karşın diyet lifi alımı çok keskin bir şekilde azalmaktadır. Tüm bunlarla birlikte yüksek yağlı ve rafine karbonhidratlı diyetler, yüksek şeker ve früktoz tüketimi ile gut mikrobiyotayı tahrip etmektedir. Diyet lifleri; örneğin; β-glukan, arabinoxylan ve dirençli nişasta sindirilemeyen karbonhidratları oluşturmaktadır ve bunlar mikrobiyota tarafından erişilebilir karbonhidratlar (MEK/MAC) olarak adlandırılmaktadır. MEK, gut bakterileri için ana enerji kaynağıdır ve insan sağlığı için elzemdir. Uzun dönemli MEK’ten zengin beslenme mikrobiyotayı genişletir ki bu etki kuşaklararası devam eden bir etkidir. Bağırsak mikrobiyota ilk nesilde yüksek lifli bir diyetle restore edilmiştir, örneğin yüzyıllar önce günlük 145 gr kadar lif alındığı tahmin edilmektedir. Ancak sonraki nesillerde lif alımı azalmaktadır. Bizler modern toplumda günlük 25 gr kadar lifi sağlayamamaktayız.

Diyet alışkanlıkları açısından, insanların evde yemek yeme sıklığı önemli ölçüde azalırken, dışarıda yemek yeme ve atıştırmalıkları ve yemek yeme sıklığı hızla artmaktadır. Besin hazırlamada, taze gıda veya geleneksel fermente yiyeceklerin miktarı azalmakta, endüstriyel hazırlanmış ve işlem görmüş yiyecek tüketimi artmaktadır. Gıda katkı maddeleri, pestisit ve yiyeceklerdeki ilaç kalıntıları, gut mikrobiyotayı tahribe uğratmakta iken, sakkarin, aspartam, sukraloz gibi tatlandırıcılar; gut mikrobiyotayı ve bağırsak beyni değiştirerek, glukoz intoleransını tetiklemektedir.

Yaşam Tarzı Değişiklikleri

Modernleşme ile yaşadığımız çevrede değişime uğramaktadır. Milyonlarca insan köylerden şehirlere göç etmekte ve çalıştığı işler dışarıda ve açık havada iken, kapalı ofislere taşınmaktadır. Bunların sonucu olarak; insanların zararsız mikroorganizmalar edinmesi için kirlilik içermeyen toprak ve suya dokunmaları için daha az fırsat oluşturabilmektedir. Bunların dışında bebekler vajinal doğumla değil, sezeryanla doğmaya başladı. Modern kadının emzirmek için yeteri kadar vakti yok, iş ve /veya başka nedenlerle bebeklerimiz mamalarla beslenmenmektedir. Fiziksel aktivitemiz oldukça  azalmaktadır. Biyolojik saatimiz değişime uğramakta, ortalama uyku saatinin azalması ile gündüz ve gece algımız neredeyse eşitlenmiş durumdadır.  Bütün bunların hepsi mikrobiyotayı da değişime uğratmıştır.

Sağlık Bakımında Değişiklikler

Modernizasyondan bu yana sağlık koşulları büyük ölçüde iyileştirildi, ancak aşırı tedavi ve aşırı hijyen ortak mikrobiyotaya zarar vermiştir. Antibiyotikler de dahil olmak üzere ilaçlar, insan vücuduna zararsız olsa da, mikrobiyota zarar verebilmektedirler. Halk sağlığı standartları arttıkça, işyerinde ve evde dezenfeksiyon ve sterilizasyon giderek daha yaygın hale geldi. Kişisel hijyen standartları da arttı; diş fırçalama, yıkama ve çamaşır bezlerinin sıklığı artar, bu da kimyasal ürünlerin daha fazla günlük kullanımı ve daha fazla aşırı temiz insan anlamına gelir. Tarım toplumunda yaygın olan geleneksel bulaşıcı hastalıklar hızla azalırken, alerji ve astım gibi otoimmün hastalıklar; hipertansiyon gibi kardiyovasküler hastalıklar; diyabet ve yağlı karaciğer dahil olmak üzere metabolik hastalıklar; depresyon ve kaygı dahil zihinsel bozukluklar ve Alzheimer hastalığı ve Parkinson hastalığı gibi nörodejeneratif hastalıkların hepsi önemli ölçüde artmıştır.

İşte tüm bu değişiklikler modern insanın yaşadığı epidemiyolojik geçişişi oluşturmaktadır.

Bağırsak mikrobiyotasının hedefe yönelik tedavisi, gelecek için önemli ve ümit vaat eden bir alan olacaktır.

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

error: Content is protected !!